14 Kasım 2013 Perşembe

Work Bitch!

Merhaba blog :)


Uzun zamandır yazmıyorum ama artık alıştın sen dengesizliğime :) Bu aralar her şey olması gerektiği gibi hatta olması gerektiğinden daha da güzel.

Hemen kısaca gelişmeleri açıklayayım,

Ailemle aram gün geçtikçe daha da sıkı bir ilişki içerisine giriyor. Hatta annemin gay'leri koruyucu lafları beni baya mutlu ediyor. Bana güvenleri tam ve sonsuz. Evde sözü geçen kişi ben oldum artık. Bir şey yapılacaksa bana danışılıyor. Sebebi ise gösterdiğim yollardan hep güzel sonuç alınması.

Öğrenci sayımda patlama oldu. Okul olmadığı için artık gündüzleri de derse gidiyorum. Fakat yüksek tempo hoşuma gidiyor. Ama öğrenciler biraz zorluyor çünkü; Türk eğitim sisteminin ezberci yolları tüm öğrencileri ezberlemeye itiyor. Bense ezber bozan olarak onlar bilim adamı olacaklarmış gibi yetiştiriyorum. Başlangıçta çok zor oluyor. Ama kavradıktan sonra ezberci sistemin *mına koyuyorlar.

Öğrencilerin başarısındaki artış ve üstüne bir de bu eğitim koçluğu konusunda artık ismimin duyulması çok mutlu ediyor beni. Maddi açıdan verdiği tatmin ise bir hayli fazla.

Gündüz de derse gittiğim için sabah 8:30 gibi uyanıp 2 saat kadar yatak keyfi yapıyorum (günaydın mesajları, sohbetler, twitter, arkadaş grupları muhabbeti) ve saat 10 buçukta yataktan çıkıyorum. Sporcu kahvaltımı yapıyorum.

Gündüz spora gitmeye alışmaya çalışıyorum. Britney Spears - Work Bitch, Britney tarafından benim için yazılmış bir şarkı. Çıldırıyorum sporda. Ama en vazgeçilmezlerim elektronik müzik listem. Circuit'ten sonra kaptığım bu illet her cızırtıda kendimden geçmeme sebep oluyor.


Master konusunda ise her hafta İngiltere'den okul temsilcileriyle mülakata giriyorum ve sonuçları hep çok iyi oluyor. Okuldaki hocalarımın da beni cesaretlendirmesi gerçekten içimdeki gücü patlattı ve sınır tanımıyorum. Eylül 2014'de başlıyorum master'a. Ama hayatıma bir mühendis olarak mı yoksa bir bilim adamı olarak mı devam etmem gerektiğinin ayrımındayım. Çünkü yapacağım masterlar bu konuda ayrılıyor. Science olarak mı Master of Science In Engineering mi yapmalıyım kendime soruyorum.Adımlarımı emin olarak atmak keyif ve güven veriyor.

Arkadaşlık ilişkileri ise çok güzel gidiyor. Yeni edinilen arkadaşlıklar keyifli ve hoş. İnsanlara en saf ve en içten iyi niyetinle yaklaşırsan karşı tarafın sana iyi niyet göstermekten başka çaresi kalmıyor. Bunu tecrübe edindim. Gay dünyası özellikle İstanbul'daki gay dünyası dedikodu kazanı. Ağızlarına verecek çok malzemem olsa da arkamdan konuşulanları duyunca mutlu oluyorum. Sadece sapıklığımdan değil, insanlığımdan da bahsediliyor. NSA olarak takıldığım kişiler bile trip atıp konuşmuyorlar bazen. Ama 1 ayın sonunda anlayarak özür diliyorlar. Tabii ki de kocaman sevgi yumağı ben, affediyorum zamanında kırıcı olsalar bile. (Art niyeti olanlar mevcut tabii ki fakat onların herkese art niyeti olduğunu duyuyorum ve bazen görüyorum. Hayatları yalan üstüne kuruluymuş meğerse. Zaten de herkesin onlardan ve ondan illet hastalıklı gibi bahsetmesi de düşüncelerimi doğruluyor.)

Bazen tereddüt ediyordum ve fazla sorguluyorum kendimi fakat geçtiğimiz zamanlarda bir psikiyatr ile tanıştım. Kafamdaki şüpheleri aktardım fakat açıklaması daha doğrusu onun gözünde çizdiğim profilin sonucu, hoşuma gitti. "Senin gibisine gerçekten çok az rastlanır bu hayatta. Herkesin kafasındaki kalıplardan çok farklısın. Seni anlayabilen insan azdır ama Dünya'nın en mutlusu ve şanslısıdır." dedi. İlk bana yazmasının vermiş olduğu bir sonuç diye düşünürken zamanla gerçekten öyle olmadığını verdiği örneklerle anladım. (Not: Ben de saf değilim.)

Dün gece kuzenlerimle beraberdim. Bu senenin en güzel olaylarından birisi beni öğrenmeleri oldu. Dün çok keyifli bir gece geçirdik dışarıda. 23 Kasım'da birisi nişanlanıyor. Çok heyecanlıyız.



Hayatıma dair her şeyi aylık olarak özetledim. Ayrıca bugünlerde hoşuma giden bir şey de ülkemin bu başımızdaki gerizekalılara karşı gösterdiği savaş. Gün geçtikçe çığ gibi büyüyen tepkiler sonucun güzel olacağını gösteriyor ve hilelerin sökemeyeceğini gösteriyor siyasi oyunlar da. 10 Kasım'da 09:05'de Dolmabahçe Sarayı'nda ATAM'ı ziyarete gitti. Gözlerim doldu ama göğsüm de gurur doluydu. Onu her gün anıyor ve özlüyorum.




Bir sonraki yazıda görüşmek üzere blog!


5 Ekim 2013 Cumartesi

Genel özet

Günaydın blog :)

Dışarıda yağmur yağıyor. Yeni dekore ettiğim odamda dünyanın en rahat yatağında, yeni pufidik yorganımın ve saten nevresimlerim içinde adeta bir diva gibi uyandım. ajhgsahgajs



Dışarıda zıkkım gibi bir yağmur yağıyor. Camdan onu seyrediyorum ve birazdan kahvaltı yapıcam. Bugün ıvır zıvır işler konusunda gene rekor kırabilirim. Ama en önemlisi telefonumu servise götürmek. Elimden uçtu ve AVM'nin ikinci katından zemin katına çakıldı. Paramparça oldu. Hala umudum var çalışacağına dair.

Dün saçımı kestirdim. Artık baya bu modele alıştım. Sakalımı da değiştirdim. İbiza'daki iltifatlardan sonra, İtalyan tarzı tıraş oldum ve boyun kısmındaki sakalları sıfır yaptırdım. Sanırım o da yakışmış tepkilere bakılırsa.

Geçen hafta sonumdan da bahsedeyim kısaca. Ankara'dan gelen arkadaşlarımın ısrarı üzerine Love'a (gay club) gittik. En son 16 ay önce falan ilişkim varken gitmiştim. Gene sevmedim gene sevmedim. Ama gördüğüm ilgi karşısında şımardım. Saçlarım üstleri ağzıma kadar uzadığı ve lüle lüle olduğu için ıslak bırakıp sprey sıkıp gittim. Daha da lüle oldu. Dans edince de ıslak görünümüne gerçekten ıslaklık eklenmesi, savrulması tam bi Petek Dinçöz... dsjagfsajdasf




Gece boyunca kimseyi beğenemedim son geldiğim seçici noktada ama arkadaşlarımla baya güzel eğlendik. Herkes beni tanıdı ve seni takip ediyoruz dediler. Ebemi bile görmüş olabilirim gay ise. Herkes ordaydı sanki. Fransız çok güzel bir kız bile, "Lütfen bu şirinlikle ve seksilikle bana gay olmadığını söyle ve seni otelime götüreyim." dedi. Ama olmadı. :/ Telefonumu aldı görüşücez ama. Galatasaray'da Hukuk okuyormuş. Daha doğrusu Erasmus'la gelmiş. Ne çenem düştü gene. Neyse, eve geldiimde sabah 8'di. Biz o ekiple Barcelona'da da eve geldiğimizde saat 8 oluyodu hep. Gene birlikte bunu yaptığımıza baya sevindik.

Spora gelince, tam gaz devam ediyor. Artık her spor salonunda olan, gözde vücutlulardan biri oldum. Kilo olarak 77 civarında seyrediyorum. Tatil dönüşü 71 falandım ki artık çok konsantre çalışıyorum. Kaybettiklerimi aldım. Kronometre falan bile kullanıyorum çalışırken. Kısa şortum üstümü örtemeyen kocaman atletlerim ve bilumum aksesuarlarımla spor şıklığı diye bir defileye katılmalıymışım spor müdürünün söylediğine göre. Katılıcam. Rakibimi yenicem. jhgdahgdfaf



Bu arada lütfen bloggerlar olarak "Google+" yani "G+" kullanalım. Yayalım yaygınlaştıralım. Kendisi facebook gibi evet doğru. Ama blogger'la bağlantılı olması blogunuzu kullanıcı profili yapıyor ki yayınlarınızı kolayca paylaşabiliyorsunuz. Ayrıca facebook messenger gibi mesaj programının da olması bloggerlar arası iletişimi daha sıkı tutar. Tabi android kullanıyorsanız bu dediğim özelliklerden maksimum derecede faydalanırsınız Android'in google'la ortaklığı olduğundan dolayı.




Bir deneyin, biraz değişik ama çabuk alışacaksınız :)

Ben bilgisayar şarjım bitmeden bu yazıyı postalamak için kısa kesiyorum.

Ha kariyer planlarımda oturdu artık. Güzel olacak sanırım benim adıma. Anlatırım kesinleşince.

Gülü gülü blog. :)

27 Eylül 2013 Cuma

Gış geldi aaanıım.

Kış sezonunu açtım. 

Ne demek yani bu dersen, derslerim başladı öğrencilerimle. Açıkçası özlemişim ders vermeyi. Çılgın ve hareketli bir yazın ardından tekrar kendimi bir işe yararken bulmak mutlu etti beni. Dün derse gittim ordan da spora gittim.

Geçen gece G+' a gönderi attığım saatlerde İstanbul'a dönüyordum havaalanındaydım. Geldikten hemen sonra yazacaktım ama açıkçası canım pek istemedi,  zamanım da olmadı :/

En yakın arkadaşlarımdan bir tanesi babasının işinden dolayı Ankara'ya taşındı. Biz de deliler grubu olarak, canı sıkılmasın moral olsun diye onu ziyarete gittik. Bi kısmımız buradan otobüs macerasıyla gittik. Bi kısmımız da İzmir'den geldi. 

Otobüs kısmı çok eğlenceliydi çünkü Kamil Koç'un yeni Ra-hat 4N otobüslerinin bi'dildo sokmadığı kalıyor seni mutlu etmek için. Uçak bile bu kadar rahat olamazdı. Zaman nasıl aktı ve gitti bilemedim. 

Hep beraber Ankara turu yaptık. Gezdik yeni yerler keşfettik ve Ata'mızın izinden giden gençler olarak Ata'mızı ziyaret ettik. Benim kaçıncı gidişim bilmiyorum, Resmi devlet ziyareti gibi neredeyse her gidişimde geziye Anıtkabir'den başlıyorum. Ama her seferinde daha da gururlanıyorum.

Sonrası hep benzer şeylerdi. Onlar gittikten sonra ben biraz daha kaldım Barcelona'da tanıştığım arkadaşlarımı ziyaret için. Bi'gece de onlarda kaldım. Baya eğlenceli ve keyifli geçti :) Sonraki gün Ankara'da serbest ve tek dolaşma günüydü. Eğlenceli geçti o da ;)

Kış geliyor ve her şey düzene oturmaya başladı. Şimdi master araştırmalarına başlıyorum. Bir iki danışmanlık bürosundan randevu alıcam haftaya. Bir kaç kişiyle görüştüm de. Kariyer planlarım beni heyecanlandırmıyor değil :)

İşte öyle blog, 

evriting iz okey. 


25 Eylül 2013 Çarşamba

İyi ki..

Bazen "iyi ki hayatımdalar" dediğin insanlar olur ya blog, ben çook fazla sayıda sahibim. Eve dönüyorum, havaalanı yolundayım Ankara'da. Çok tatlı insanları bırakıyorum burada, yeni tanıştığım,1 aydır tanıdığım.

Yüzümde bi tebessüm, içimde bi burukluk yaratabildiler.


Öptüm seni blog.

11 Eylül 2013 Çarşamba

Sıkkın zamanlar

İyi geceler blog,

Biraz tatsızım. Hala tam olarak enerjimi toplayamadım tatil sonrası. Sana söylemeyi de unuttum. Gözümde, sağ gözümde enteresan bir hastalık oluştu geçen hafta sonu. Görme yetisini %70 kaybetti. Dışarıdan bakıldığında bir sorun yok gibi gözüküyor. Fakat aslında görmüyor. Zaten gözlerim 4.75 bozuk olduğu için ve bu hastalıktan dolayı lens de takamadığım için sağ gözüm tamamen görmüyor aslında. Doktora gidiyorum sürekli. Bu cuma gene randevum var. Sürekli takipteyiz. Fakat doktor zor geçecek bir şey olduğunu ve sabretmem gerektiğini, kalıcı olmaması için elimizden geleni yapacaklarını söyledi.

                                         Kornea tabakam boyanıp bakıldığında ki görüntü böyle oluyor.

Bu hayatımı ciddi biçimde etkiledi. Sürekli olarak baş ağrısı var. Mesafeleri ayarlayamıyorum. Bardağı tezgaha pat diye vuruyorum. Tutacağım şey daha uzakta duruyor aslında ama ben tutacakmış gibi uzanıyorum. Araba süremiyorum. Gün ışığı çok rahatsız ediyor. Evden de çıkamıyorum. Şu an bu blogu da nası yazdığımı görme. Ağlarsın.

Evde sürekli olduğum için yapacak bir şey de yok. Eve alarm takıldı. Hırsız ve yangına karşı. Günlerdir ustalar onla uğraşıyodu ben de görebildiğim kadar yardım ettim onlara. Bugün yatak başlığı yaptırmak için mobilyacılar sitesine gittik annemle. Ama ben baş ağrısından duramadım. Sonunda hallettik cuma günü geliyor. Odamı çok değiştirdim. Dünyaları attım resmen. Ne kadar az eşya o kadar rahat hayat mantığı oluştu bende. Ivır zıvır ne varsa atıyorum.

Telefonumun da hafıza kartı bozuldu. Hasarlı diye uyarı veriyor. Eskiye dair ne kadar fotoğraf video varsa gitti. Mezuniyetim, tatiller, anılar...Kurtarmak için çabaladım ama gözüm ona da engel oluyor. Bilgisayar ekranı gözümü acıtıyor. Üzüldüm çok ama belki de olması gerekiyordu dedim kendi kendime öyle avuttum kendimi.

İşte öyle blog. Kendimi çok iyi hissetmiyorum bu ara. Master başvuruları ve görüşmelere de gidemiyorum. Bıraktım her şeyi. Olursa olur olmazsa çay demleriz mantığındayım artık.

Ben biraz daha yatayım. Yoksa baş ağrısından bayılıcam.

İyi geceler blog.

1 Eylül 2013 Pazar

Dünya Barış Günü ve ıvır zıvır hayatım

Dünya barış günün kutlu olsun blog!

Bugün 1 Eylül Dünya Barış günü. Aslında ironik bir gün. Hitler'in Polonya'yı işgalinin başladığı bu gün, Dünya Barış Günü olarak kutlanıyor. Ülkemizde de enteresan bir direnişe sebep oldu. Cihangir merdivenleriyle başlayan gök kuşağı renkleri, tüm ülkenin kaldırım ve merdivenlerine yayıldı. 

Bıdıbıdıbıdıdıdıbıbıdbdıbdıbdı.

Sonuç olarak, barış ve toplumsal huzurun olduğu bir ülke ve Gezegen diliyorum. İnsanların birbirlerinin hayatlarına hoşuna gitmese dahi saygı duyduğu ve karışmadığı bir Dünya olsun.

Karışmak meselesine gelince :)

Bir önceki yazım çok beğenildi. Bundan sonra bu nitelikte yazılar da paylaşmaya karar verdim. Tabii ki yukarıda belirttiğim gibi, herkesin hoşuna gitmediğini ama onlara saygı duyduğumu ve ne kadar hakaret edip kırmaya çalışsalar da onları "Çok sevdiğimi ve bunun asla değişmeyeceğini" paylaşmak isterim. Çünkü aslında yaşanan her şeyi kenara bıraktığımızda bazılarının nasıl insanlar olduklarını biliyorum. Bu da, herkesin düşündüğünün aksine, benim onları sevmeme yeterli.

Blog teması ve beğeniler için de ayrıca teşekkür ediyorum. Yeni bir haber vermek istiyorum. Yorumların bazıları beni düşündürttü ve karar verdim.

Bu blog'a artık devam etmicem. Yeni bir blog açacağım.

Sebebine gelince, bu blog başta bir kişiye atanmış olarak açılmıştı. Hayatımdan gittikten sonra ona atanmış bir blogta hayatımın geri kalanını ve başkalarıyla olan kısmını paylaşmam aslında bir bakıma huzursuz ediyordu beni. Bu sebeple karar verdim.

Bu biraz zaman isteyen bir durum. Çünkü ev değiştirmek gibi yeni blogun ismini içime sindirebilmem lazım. Tema olarak bu temayı kullanmaya karar verdim. Zaten yeni bir başlangıç için değiştirmiştim.

Benim hayatıma gelince. Tatilden sonra rahatsızdım ve daha da hastalandım sonunda Yeditepe Üniversitesi Hastanesi'ne yatmak zorunda kaldım. Verilen serum ve ilaçların ardından kendime geldim. Orada uzmanlığını yapan bir gay arkadaşım olabilecek tüm ilgiyi gösterdi ve tüm tahlillerimi yaptırdı.

Spor supplement'lerinden ötürü karaciğer ve böbreklerim herkesin merak konusuydu. Karaciğer enzimleri, üre, kreatinin, kolestrol, şeker vs. tam kan sayımı, idrar tahlili, HIV, Hepatit B ve Hepatit C testleri yapıldı. Tüm değerlerim mükemmel çıktı. İdrarımda spordan önce olan kristal ve kumlar gitmiş ve tertemiz olmuş. HIV, hepatit B & C ise negatif çıktı. Üstelik Hepatit B'nin aşı titresi o kadar iyi çıktı ki Hepatit B'li birisiyle birlikte olsam da bulaşması imkansız gibi bir şeymiş. Tatilden geldikten sonra 2 hafta geçmişti ve bu da HIV antijen testi için ideal bir süre idi. Bu sebeple korunmuş olduğumdan tatille ilgili hiç bir sıkıntı ve sorun yok.

Şimdi dinleniyorum ve çok daha iyiyim. Fakat kaybettiğim 6 kiloyu geri almam lazım acilen. Bu sebeple bir başlangıç olarak, yarın spora devam ediyorum. Circuit'ın gazıyla. Çok daha iyiye.

Kendine iyi bak blog.

27 Ağustos 2013 Salı

İçine Neriman Teyze kaçmış Türk "geyi"

Bugünkü yazımı içine teyze kaçmış Türk gaylerine atıyorum.

Millet olarak başkasının işine, çocuğuna ve yaşamına karışmaya bayılırız. 

Asansörde karşılaşılan bir bebek ve annesine "Hava soğuk be kızım. Üşür bu bebek. Neden giydirmedin ki daha kalın?" der. Teyzenin amacı sadece iyi niyettendir. Ama düşünemediği ve saygısızlıkta bulunduğu durum vardır aslında ortada.

Teyzenin iyi niyetten karıştığı durumdaki saygısızlık şudur: "Bu kadın bunun annesi. Çocuğu yetiştirme ve büyütme hakkı bu kadına ait.Yaşamları hakkında bilgim yok. Belki bebek egzama, kurdeşen döküyor ve terlememesi gerek. Bunu uygun görmüş ve yapmış. Ben HANGİ SIFATLA daha iyi bileceğim?" Bu kapalı bir şekilde anneye "Sen mi daha iyi bileceksin bebek yetiştirmeyi ben mi? Öyle yapılmaz o, benim dediğim gibi yapılır." demektir.

İnsanların hayatlarına, kim olursa olsun (Anne, baba, sevgili, kardeş, arkadaş vs.) karışma hakkına sahip değilizdir. Tavsiye verebiliriz yakınlık derecesine göre.Ama yargılama ve "böyle yapmıyorsun çok üzücü, yazık." demek ayıptır. Üzül istediğin kadar. Sen üzülücen; o üzülmicek ki? O mutluu? Sen niye üzülüyorsun?

Bu patavatsızlık hat safhada nesilden nesle aktarılmaktadır. Kendi hayatlarımızda her şey tam ve doğru gidiyormuş gibi başkalarının hayatlarını yargılar ve eleştiririz. Bunla çoğunuz yapılan yorumlar hakkında yüzleşiyorsunuzdur. Hala yorum yapmayı, burun sokmayla karıştırıyoruz.

Başka acı gerçekler de var. Hiç sorulmamış, düşünülmemiş, muhakemesi yapılmamış acı gerçekler.

Dillerden düşmeyen bir normal, düzgün, doğru dürüst algısı var. Bu algıları kullanırken en dikkatli ve bilinçli olması gereken kişi sensin, homofobik bir toplumda anormal, ahlaksız olarak gösterilen gay arkadaşım. Başka bir kişiyi, sana ahlaksız diyen bir ahlaki sistemin yargılarına göre eleştiriyorsan, sen ahlaksızın daniskasısın. 4-4'lük ahlaksızsın. Önce kendini konumlandır "normaller ve normlar" arasında. 

Sen 2000 km doğuda doğsan başını keseceklerdi gay olduğun için? 900 km kuzeyde doğsan hapse girecektin gay olduğun için. 2000 km batıda doğsan, ailene erkek arkadaşını tanıştırıp düğün hazırlıkları yapacaktın. Belki de doğacak çocuğunuz için isim düşünüyordun.

Şimdi söyle bana, hangi topluluk normal? Baş kesen mi, hapse atan mı, gay aile kurma hakkı tanıyan mı? Seçeceğin her seçenek için diğer iki topluluk tarafında anormal olacaksın. Yani gördüğün gibi asla herkese göre "normal" olamazsın. Erkekle yatıyorsun. Üst kat komşuna göre anormal, bana göre normalsin. Peki ger çekte nesin? Gerçekte erkeklerle yatan bir adamsın. Normali anormali yok. Busun sen.

Group sex yapıyorsun. Kerem'e göre terbiyesizsin. Bana göre eğlencelisin. Aslı'ya göre ilginçsin, Merve'ye göre enteresansın. Kendine göre ise grup seks yapansın. Peki aslında sen nesin? Grup seks yapan bir adamsın.

İlişkisi bitmiş ve her hafta bir ilişkiye başlamayan, kariyer planlarım ve özel isteklerimden ötürü önümüzdeki 10 yıl ilişki istemeyen birisiyim. Bu sebeple tek gecelik ilişkilere ve yurt dışı seyahatlerine sıcak bakıyorum. Sana göre tek gecelik ilişki yaşamayı sevdiğim için ortam gülüyüm. Burak'a göre çok cool'um. Ayça'ya göre hastalıklıyım. Peki aslında hangisiyim? İlişkisi bitmiş ve her hafta bir ilişkiye başlamayan, kariyer planlarım ve özel isteklerimden ötürü önümüzdeki 10 yıl ilişki istemeyen, bu sebeple tek gecelik ilişkilere ve yurt dışı seyahatlerine sıcak bakan birisiyim. 

Ben buyum. Sana, Kenan'a, Ayça'ya ya da X'e uymadığım için hiç bir yargınızın ve sıfatınızın sahibi değilim. Size uymak zorunda değilim. Uyulmuyorsa yapılması gereken, o "İlişkisi bitmiş ve her hafta bir ilişkiye başlamayan, kariyer planları ve özel isteklerinden ötürü önümüzdeki 10 yıl ilişki istemeyen, bu sebeple tek gecelik ilişkilere ve yurt dışı seyahatlerine sıcak bakan birisi." demek. Orospu, ortam gülü, hasta demek değil. Eğer diyorsan, sen de başkalarına göre öylesin.

Bu algı tabi ki bu yazıyla değişmez. Başka toplumlar ve yaşayış biçimleri görmedikçe değişmez. Belki kıvılcımı oluşturur bu yazı. Belki insanlar etrafı sorgulamaktan önce kendilerini sorgulamaya başlarlar. Umarım oralarda bir yerde beni anlayan birisi vardır. Yoksa da ben yalnız başıma da mutluyum :)

Not: Yazıyı sindiremeyip avukat tutup devasa yorumlarla gelecek olan okurlar, Yorumlarınızı tabii ki yayınlarım ama cevap vermeyebilirim.